Üye Bilgileri
Koyu GRİ
Hayat'ın rengi Koyu GRİ'dir
Yönetici
Kıdemli KENTLİ
Nüfus
Cinsiyet:
Konum
Nerden: İstanbul - Çekmeköy
Giriş
Kayit tarihi 10 Mayıs 2009, 22:09:16
Toplam İleti
Mesaj Sayısı: 324
Kuytusunda HAYAT'ın
Karma +2/-0
İrtibat
Çevrimdışı
« Yanıtla #1 : 08 Haziran 2009, 23:59:12 »
Melih Cevdet Anday ile Büyükada Pek adetim değildi ama, o Pazar sabahı erken kalkmıştım. İdeal Pansiyon'un en üst katta denize bakan odasında, ötüşündeki kart sesli travesti tınısından dolayı cinsel tercihleri konusunda ciddi kuşkularım olan horozu duyar duymaz yataktan fırlayıp, elimi yüzümü yıkayıp sokağa atmıştım kendimi. Amacım ana karadan gelip, 1 günlüğüne adayı istila ederek, yeşili soldurup, çiçekleri yolup, çevreyi naylon ve gürültü pisliğine boğacak olanlar, ellerinde dümbelekleri, transistorlu radyoları, arabesk parçalar çaldıkları teypleriyle Ada'ya ayak basmadan önce, henüz ırzına geçilmemiş asudeliğin tadını çıkarmaktı. Güzel bir bahar sabahıydı, iki yanı henüz açmamış zakkumlarla bezeli yoldan İskele'ye indim. Saat kulesini geçince sağda köşede V harfinin ucu gibi duran kahveye girmeden önce, fırından simit, bakkaldan kaşar peyniri aldık. Hemen kahvenin altındaki Orman'da geçen ve uzun süren gecenin pasını atmaya çalışıyorduk. Kahveciye çayları söyledik. Gerçekten de tam tavşan kanı geldi. Delikanlı çayları masaya koyarken, takıldım: - Ada çayı değil mi? - Yok abi, dedi, adaçayı değil, normal çay... - Yine de Ada Çayı, dedim. Şaşırdı, durdu, sonra birden, - Öyle ya! dedi, haklısın abi Ada Çayı. Melih Cevdet Bey hınzır hınzır güldü. Bu arada eşi Suna Hanım Melih Bey'e takıldı: - Bakın Melih Bey bir maymun daha geçiyor. Melih Cevdet Bey bir kahkaha daha attı. Sonra da anlattı: - Dün iskelede kolkola gezerken, gözüm bir hanıma takılmış, pek dikkatlice bakmış olmalıyım ki, kafamı çevirdiğimde, Suna'yı gözünü bana dikmiş gördüm ve "maymun, canım, maymun işte!" dedim. Şimdi ne zaman öyle bir hanım görsek Suna "bakın bir maymun daha geçiyor" diyor. Büyükada'ya Cumartesi gelmiştik. Aslında, Melih Cevdet Bey, Suna Hanım, Aydın Emeç, eşi Naziye, Cüneyt Türel, Aliye Uzunatağan ve "Balıkçı Nuri"den oluşan geleneksel Cumartesi gezilerine Erim Gözen ile ben eşlerimizle sonradan katılmıştık. Her Cumartesi 12.30'da, Bostancı'dan kalkan vapura biniliyor, iner inmez çarşı içinden geçilerek Maden'den başlayıp, Nizam'dan dönerek, Orman birahanesinde sona eren hızlı turun ardından rakı masasına oturuluyor, ucu ucuna yetişilen 16.30 vapuru ile de geri dönülüyordu. Aileden Büyükadalı olup da babaannemin ölümünden sonra hiç orada oturmamış, ama bu cennet parçasına tutkuyla bağlılığı bir nebzecik olsun azalmamış olan ben, yavaş yavaş vapur saatlerini daha geçe doğru kaydırmaya, sonra da, İsplandid'in arkasındaki İdeal Pansiyon'da geceleyerek, kalma süresini birbuçuk güne çıkarmaya başladım. Çoğunluk dönüyordu ama Melih Beyler, Erimlerle birlikte biz altı kişi kalıyorduk. Konuşmalara egemen olan Melih Cevdet Anday'dı tabii ki, kimsenin de bundan şikayeti yoktu. Tam tersine, yeni bir şeyler anlatsın diye, konu açmak için, binbir dereden su getiriyorduk, onu konuşturmak için, pişekar rolünü ben üstleniyordum. Tiradının başlaması için repliği veriyor, sonra çekiliyordum. Sohbet konularında biri de, Melih Bey'in, tadına doyum olmaz, enfes Cuma yazılarıydı. O hafta, Melih Bey, "Taocu Sevişme Tekniği" yazısını "Hadi Bakalım!" diye bitiriyordu. Gece Orman birahenesinden çıkıp da, oldukça geç saatte, pansiyona döndüğümüzde, bir peçetenin üzerine "Hadi Bakalım!" yazıp, Melih Beyler'in henüz ışığı yanan odasının kapısının altından sürüvermiştim. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Bir hışırtı; baktım, aynı peçete bu sefer bizim kapının altından itilmiş... İşte o gecenin ertesinde, kahvede "Ada Çay'ı" içerken, Melih Bey, - Çok düş kırıklığına uğradım diye başladı söze, doğrusu, dedi, ben o kağıdın bütün gece boyunca, odalar arasında, gidip geleceğini sanıyordum... Bizim Ada gezileri bir süre devam etti. Önce, Aydın'ı yitirdik genç yaşta, sonra aradan bir beş yıl geçti, Erim trafik kazasında gitti... Melih Cevdet Bey'i geçen yıl, bende hep Paul Valery'nin "Denizciler Mezarlığı" şiirini çağırıştıran Büyükada Mezarlığı'nda toprağa verdik. Ben artık, Ada'da, Dil'de yalnız dolaşıyorum hep, içime hiç sinmiyor